Skip links
KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK Korku, bizi içimize kapatan, güvensizlik doğuran, bağlantımızı zayıflatan

Korkunun Ecele Faydası Yok

Korku, bizi içimize kapatan, güvensizlik doğuran, bağlantımızı zayıflatan duygumuz… Hatta bazı felsefi ve spiritüel yaklaşımlarda sevginin zıddı gibi ele alınır. Sevgi de bizi açan, güven veren, bağlantımızı artıran bir duygumuzdur. Fizyolojik açıdan da bakıldığında zıddı gibi duruyor. Sevgi ile bağlantılı hormon olan serotonin ve oksitosinin beyindeki korku ve stresi azalttığı biliniyor. Sevgiyi artırırsak korkuyu azaltabilir miyiz? Birbirlerine dönüşebilirler mi bilemiyorum.

Son zamanlarda çok irdeliyorum korkuyu. Neden diye soracağınızı zannetmiyorum. Hep birlikte yaşıyoruz. Sadece toplumumuzda değil sanırım tüm dünyada korkulacak tonlarca neden oluşmaya, var olanlar artmaya, yenileri gündeme gelmeye başladı. Hepimiz gölgemizden ürker olduk. Tsunami mi geliyor? Yanardağ mı patlayacak? Uzmanlardan peş peşe uyarılar geldi. Prof. Dr. filanca şöyle dedi. Deprem mi yanardağı harekete geçirecek yoksa yanardağ mı depremi tetikleyecek? İşsiz mi kalacağım? Param mı yetmeyecek? Yeni bir pandemi mi var? Yediklerimiz sağlıklı mı? Ülkenin hali ne olacak? Tüm dünyada kötüler mi hakim? Yapay zekâ bizi dünyayı ele mi geçirecek? Dünyanın sonu mu geliyor? Uzaylılarla mı tanışacağız? Dünyaya bir göktaşı mı çarpacakmış? Buzul çağı, iklim krizi, ayaklanmalar, yangınlar, seller daha neler neler… Zaten insanoğlunun kendi derdi kendine yeter. Zaten yaşlanacağız öleceğiz, bunlar bile yalnız başına birer depresyon nedeni. Daha kim bilir hangi nefes kesici korkular tarafından esir alındık. Her birimiz için farklı endişe ve kaygılar ağır basıyor. Yalnız kalmak, yakınını kaybetmek, parasız kalmak, standardını sürdüremeyeceğinden korkmak, gelecek endişesi taşımak, daha neler neler…

Korkunun alfabesinin A harfinden başlarsak: Korku, hayatta kalmamıza yarayan temel bir duygudur. Atalarımızın hayatta kalmasını sağladı. Sevgi bizi birbirimize bağlayıp güçlü kılarak hayatta kalmamızı sağlarken; korku da bizi tedbirli olmaya iterek  bugünlere gelmemize olanak verdi. Bilinmeyenden korkmasaydık, türümüzü sürdürebilmek açısından gerekli önlemleri alamazdık.

Sonra, aileden ve yakınlarımızdan öğrendik korkunun bir kısmını da. Büyüklerimiz bizi sürekli gelebilecek olan tehlikelere karşı uyardıkça, bizi bir yandan korumuş oldular, diğer bir yandan da bazı korkuların bizde yer etmesine, şema haline gelmesine neden oldular. Böylelikle dünya bizim için ürkütücü bir hal almaya başlamışken, buna bir de kendi travmatik deneyimlerimizi eklersek, garip insanoğlu nasıl baş eder bu korkularla?

Bilinçaltı kaygılar, bastırılmış ancak çözüme ulaşamamış iç çatışmalar, ayrıca medya ve haberlerin sürekli korku pompalamaya çalışması derken, hani korku evleri vardır ya, içinden trenle geçeriz de her bir odadan ayrı canavarlar çıkar. İşte öyle korku evi gibi oluyor hayat bize. Hele bir de genetik yatkınlığınız varsa, örneğin beyin kimyasındaki dengesizlikler, şizofreni ve anksiyete gibi bozukluklar varsa, korkularla

başa çıkabilmek giderek içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Beyinde korku merkezimiz olan amigdalanın aşırı aktif bir yapısı olması da kaygı ve korkuyu artırıyor. O noktada bir kısır döngü başlıyor. Amigdala aktifleştikçe korku artıyor, korku arttıkça amigdala aktifleşiyor ne yazık ki… Artık geleceği öngöremez oluyoruz, her şey kontrolden çıkmış hissine kapılıyoruz ki; bu biz insanoğlunun çok da rahat olduğu bir ruh hali değil.

‘Savaşların, açlığın, soykırımların daha çok olduğu eski dönemlerden ne farkı var bugünün?’ derseniz; bu da başlı başına ayrı bir konu. Medyadaki sürekli bilgi akışı ve bu akıştaki ürkütücü her şeyin daha dikkat çekici ve izlenir olması başlı başına bir sebep. Ayrıca yaşam hızla akıp giderken, teknoloji adapte olmamıza zaman tanımadan son sürat gelişiyor. Tüm bunlar kontrol duygumuzu kaybetmemize yol açıyor ve bizi kırılganlaştırıyor. En önemlisi de korkunun ne yazık ki toplumu yönetmek ve yönlendirmek için bir araç olarak kullanılması tabii ki. Sonuç olarak bugün eski dönemlere kıyasla daha çok korkulacak neden yok belki ancak; kesinlikle daha çok gözümüze sokuluyor.

Peki bu korku ve endişelerle nasıl başa çıkabiliriz?

Öncelikle bu korkuları büyütmek yerine onları fark edip, kabul edip, kontrolü ele geçirmeliyiz. Genellikle korktuğumuz şeylerin çok çok az bir yüzdesi gerçek olma

potansiyeline sahiptir. Bunun bilincinde olmak gerekiyor. Genelde o korktuklarımızın hiçbiri olmaz da bambaşka durumlar söz konusu olur. Korktuğumuzla ve kendimize günlerimizi zehir ettiğimizle kalırız. Tabii korkuyu besleyip büyütüp kendimize doğru çekmediysek… Çoğunlukla biz kendi bilişsel yapımızdan dolayı hassasiyet gösteriyoruzdur ve bu korkuyu abartıyoruzdur. Kendi bilişsel yapımızı düzeltebiliriz, yeniden yapılandırabiliriz. Kendimize telkinlerde bulunabiliriz. Nefes ve gevşeme tekniklerinden her zaman yararlanabiliriz. Korktuğumuz konu ile ilgili bilgilenmek ve bilinçlenmek de çok işe yarayacaktır. Belki de yetersiz bilgi bizim daha çok korkmamıza neden oluyor olabilir. Korkuyla yüzleşirken güveniniz artıracaktır. ‘Bu korkumu aşabilirim, aslında bunun olma olasılığı hiç yok’ gibi telkin cümleleri ve pozitif olumlamalar her zaman işe yarar. Korkunun zamanla ilgisi de ilginçtir aslında. Bazı korkuların zamana bırakılması, yani onu aşmak için kendimize zaman tanımamız gerekirken, başka tür bazı korkuların üstesinden gelmek için, çözüm olarak, tam tersi kendimizi o korkuya ufak ufak teslim etme yoluna gitmemiz, iyi bir çözüm olabilir. Örneğin, bir böcekten korkmak veya uçak korkusu gibi durumların bu şekilde maruz bırakılma yolu ile çözülebilmesi, psikoloji alanında kullanılan bir terapi türüdür. Buna desensitizasyon (Desensitization) deniyor. 

Korku ile baş etmeye çalışırken, mümkün olduğunca çevredeki olumsuz haberlerden, belki sosyal medyadan, ya da sürekli korku dolu hissettiğimiz ortamlardan uzak durmak son derece akıllıca olacaktır. Ailemiz ve dostlarımızın desteği kesinlikle çok önemlidir. Ancak; eğer kaygı ve korku sizi ele geçirmiş ve günlük yaşantınızı etkilemeye başlamışsa profesyonel bir yardım almakta fayda vardır. Örneğin: Bilişsel Davranışçı terapi korku ve kaygıyı azaltmak, ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir ruh haline kavuşmak için psikoloji alanında yaygın bir şekilde kullanılan bir yöntemdir.

Korkular insan doğasının bir parçasıdır, ancak; hem teslimiyet içinde olmak, hem de diğer yandan, hayatta iyi şeyleri hak ettiğine ve güzellikleri yaşayacağına inanmak, korkularla sağlıklı bir şekilde başa çıkmanın en temel yoludur.

Sevgiyle kalın.